Dergi

  • Yazı Büyüklüğü A(-) A(+)
  • Paylaş
Dr. Murat Salim Tokaç

Tanbur ve ney sanatçısı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Koro Şefi

Bir hekim bestekar: Dr. Suphi Zühdü Ezgi

“Tıp fakültesinden her şey çıkar, ara sıra da doktor yetişir” denir. Bir doktor olarak söylemem gerekirse bu söz önemli ölçüde doğdur. En azından musiki hayatımıza hekimlerin, şimdi “doktor” diyoruz, katkısını dikkate aldığımızda bu sözün hiç de yabana atılır bir yönü olmadığını görüyoruz. Türk musiki tarihinde önemli yeri olan bestekar hekimlerimizden birisi de Dr. Suphi Zühdü Ezgi’dir.

Doktor Suphi Zühdü Ezgi, 1869 yılında Üsküdar'ın Açıktürbe semtinde bulunan dedesinin evinde doğdu. Posta-Telgraf Nezareti Muhasebe Kalemi Mümeyyizlerinden İsmail Zühdü Bey ile Mevlevilik tarikatına mensup İmrahor imamı Kâmil Efendi'nin kızı Emine Hanım'ın oğludur.

Tıbbiye-i şahane yolunda

Beş yaşında ilkokula başladı. Orta öğrenimini tamamladıktan sonra tıp fakültesine, o zamanki adı ile "Tıbbiye-i Şâhâne"ye girdi. .Buradan 1892 yılında tabip yüzbaşı olarak mezun oldu. O tarihlerde bir Osmanlı İmparatorluğu vilâyeti olan Libya'nın Bingazi şehrine tabur tabibi olarak tayin edildi.Yirmi bir yıl burada görev yaptıktan sonra,10 Ekim 1911 tarihinde İtalyanların istilasından sonra İstanbul'a döndü. Albaylığa terfi ederek Beykoz Serviburnu Hastanesi'nde baştabipliğe getirildi.Uzun yıllar burada çalıştı.

Kurtuluş Savaşı başladıktan sonra Anadolu'ya geçti ve Ankara'ya giderek "Merkez Hastanesi" baştabibi oldu. Savaşın bitiminden sonra bazı nedenlerden dolayı istifa ederek bu görevinden ayrıldı. H. Sadeddin Arel'in İzmir'de bulunduğu 1923 yıllarında onun daveti üzerine İzmir "Hilâl-i Ahmer" (Kızılay) doktorluğuna tayin oldu ve aynı yıl içinde kendi isteği ile elli dört yaşında emekliye ayrıldı.Bundan sonra İstanbul'a yerleşerek kendisini tamamen mûsikî çalışmalarına verdi. Muhiddin Üstündağ'ın İstanbul valisi bulunduğu sıralarda (1932), Belediye Konservatuvarı "Tasnif Heyeti"’ne girdi. Burada Raûf Yektâ Bey, Ali Rifat Çağatay, Ahmed Irsoy, Mesud Cemil ile uzun yıllar çalıştı. Bu çalışmalar konservatuvar için en verimli yıllar olmuştur. Sağlığının bozulması, özellikle gözlerinin iyi görmemesi gibi nedenlerle 1947 yılında bu görevinden de ayrıldı. Bu tarihten sonra Beykoz'daki evinde inzivaya çekilmiş, sadece öğrencileri ile görüşmüştür.

Eşi Semiha Hanım daha önce öldüğü için yalnız yaşamaktaydı. Nihayet bir gece evine giren hırsızın saldırısına uğradı; bir hayli hırpalanmış olarak komşuları tarafından hastaneye kaldırıldı. Yapılan bütün müdahalelere rağmen 12 Nisan 1962'de öldü. Şişli Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra Zincirlikuyu Mezarlığı'nda, arkadaşı H. Sadeddin Arel'in mezarının yakınına defnedildi. İki erkek bir kız çocuğu vardı. Kızı yirmi bir yaşında veremden ölmüş, bu ölüm Ezgi'yi çok etkilemişti. Fransızca, Arapça, Farsça bilirdi. Ufak tefek bir yapıda olan Ezgi, ağarmış olan sakalına kına koyduğu için, Beykoz'da "Kınalı Doktor" adı ile tanınırdı.

Mûsıkî öğrenimi

Daha beş yaşında ilkokul öğrencisi iken sesinin güzelliği dikkatleri çekmiş, "İlahcibaşı" olmuştu. Babası İsmail Zühdü Bey iyi bir hanende olduğu kadar keman ve kânun da çalardı. Evlerinde haftada bir gün mûsıkî toplantıları yapılır, bu toplantılara Medenî Aziz Efendi, Kanunî Hacı Arif Bey, Vefalı Kemanî Tahsin gibi çağının ünlü sanatkârları katılırdı. Böylece Türk Mûsıkîsi'ni yakından tanıma fırsatını bulan Ezgi,on bir yaşında iken Tahsin Bey'den Keman ve usûl dersleri almaya, bir yıl sonra kemanı ile bu fasıllara katılmaya başlamıştı. Kanunî Hacı Arif Bey'den batı notası öğrenerek pek çok saz ve söz eserleri meşk etti. O zamanki okulların çoğu yatılı olduğundan, izinli olduğu günler Lâleli'de oturan Medenî Aziz Efendi'nin evine gider ve ders alırdı. Böylece bu sağlam kaynaktan otuz beş kadar fasıl elde etti.O dönemin en ünlü mûsıkîşinaslarından yararlanmanın yollarını arayarak hemen hemen hepsinden faydalandı.

Bahariye Mevlevihânesi şeyhi Hüseyin Fahreddin Dede'den Ney, nazariyat, repertuar, nadide eserler öğrendi. Raûf Yektâ Bey'den "İşaretli Hamparsum" notasını öğrendikten sonra bu notanın "Dilsiz Hamparsum Notası" denen işaretsiz şeklini çözdü.

Zekâi Dede'den ders alması 1886 yıllarına rastlar. Onun öğrencileri arasına girmesi Üsküdarlı Ahmed Efendi'nin aracılığı ile oldu; ilk eser olarak Acem-Aşîran makamındaki Beste'yi geçti. Daha sonra Şah Sultan Tekke'sinin mahfelinde şeyhin oğlu Burhaneddin Efendi, damadı Avni Bey, Ortakçılarlı Ahmed Efendi, Kemençeci Dr. Arif Ata, Hâfız Aziz Efendi ile birlikte uzun süre ders almaya devam etti. Sonraları bu derslere Ahmed Avni Konuk, Kanunî Hacı Arif Bey, hanende Kaşıyarık Hüsameddin Bey ile Raûf Yektâ Bey de katılmıştır. On yedi yaşında iken başlayan bu derslerle Zekâi Dede'den otuz beş fasıl öğrendi. Klâsik Tanbur icrasının o zamanki ustası Kozyatağı Rifai tekkesi şeyhi Neyzen ve Tanburî Abdülhalim Efendi idi. Zekâi Dede'nin tavsiye ve aracılığı ile büyük ustanın öğrencileri arasına girdi. Sürekli bir şekilde şeyhin evine giderek tanbur ve sînekemanı çalmasını öğrendi. Bu dersler üç buçuk yıl sürmüştür.

Müzikoloji çalışmaları

Suphi Ezgi, sayılı müzikologlarımızdan biridir. Raûf yekta Bey'in başlatmış olduğu bilimsel araştırmalara, 1913 yılında H. Sadeddin Arel ile birlikte katıldı. Bu konuya eğilmesi Arel'i tanıdıktan sonra olmuştur. Böylece eski "Edvâr" kitapları ve yazma eserler teker teker incelenerek elden geçirildi. Bu çalışmalara Ordinaryüs Prof. Salih Murad Uzdilek'in katılması ile, musikimizin ses fiziği (Akustik) bölümü de bir düzene sokulmuş oldu. İlgili bölümlerde de değindiğimiz gibi, musikimiz için çok önemli bir yere sahip olan "AREL-EZGİ-UZDİLEK" sistemi doğmuş oldu.

Klâsik eserlerimizi Medenî Aziz Efendi ile Zekâi Dede gibi iki güvenilir kaynaktan öğrenen Suphi Ezgi, bu gibi eserlerin notaya alınmasında en büyük etkenlerden biri oldu. Bunun için çalışmalarında ikinci aşama olarak Sadeddin Arel ile birlikte, çeşitli kaynaklardan toplanmış olan pek çok saz ve söz eserinde restorasyon çalışmalarına başladı. Asılları saklanan binlerce eser gözden geçirildi ve aslına irca edilmiş oldu. Ayrıca o sıralarda hayatta bulunan eski ustalar, tanınmış hanendeler, zâkirbaşıları, âyinhanlar aranarak bunların hafızalarındaki eserler notaya alındı. Bu suretle toplanan büyük nota kolleksiyonu, Arel'in ölümüne kadar onun kütüphanesinde saklandı; daha sonra Ezgi'ye geri verildi. Bunların arasında gerçek bir sabır mahsulü olan "NÂT-I MEVLÂNÂ " ile Nâyi Osman Dede'nin "MİRACİYE"si sayılabilir. Besteli Mevlid'in bestesini kaydetmeğe çalışmışsa da tamamlayamamıştır. Ezgi'nin bir özelliği de eski büyük bestekârlarımızın üslûbunu şaşmaz bir şekilde tayin edebilmesi idi.

İcrakârlığı ve mûsıkî hocalığı

Ney, Tanbur, Keman ve Sinekemanı çalan Ezgi, özellikle klâsik Tanbur icrasının son ustalarındandı. Bu tekniği Mesud Cemil'e de öğretmiştir. Asil bir üslûbla ve ölçülü bir sesle okuyan bir hanende olduğunu öğrencileri ve kendisini tanıyanlar belirtiyor. Bununla birlikte Ezgi'yi bir icrakâr olarak değil bir müzikolog olarak düşünmek ve değerlendirmek daha doğrudur. Uzun bir hayat çizgisi içinde tıpkı Arel gibi gerek bizzat yetiştirdiği
öğrencilerine, gerekse yaptığı yayınlar ve ünlü nazariyat kitabı ile bu sanata gönül verip öğrenmek isteyenlere hocalık etmiştir. Bugün o ayarda olmayan nazariyat kitapları, makaleler, verilen dersler hep bu kaynaktan beslenmektedir.

Eserleri

1- Amelî ve Nazarî Türk Mûsıkîsi: Uzun yıllarını vererek elde ettiği sonuçları Arel'in tavsiyesi ile yazmağa başladı. Eserin ilk cildi 1933 yılında kitap haline geldi. Aralıklı tarihlerde tamamlanan bu muazzam eser beş ciltten ibaretttir.Bugüne kadar yeni basımı yapılmamıştır.Nazariyat ve eser muhtevası bakımından değerli bir kolleksiyondur. Yine bu eserde eski mûsıkîşinaslarımız hakkında kısa biyografik bilgiler verilmiştir.
2- Tanbur Metodu
3- Türk Mûsıkîsi klâsikleri Temcid, Na't, Salât, Durak ve İlahiler kitabı.
4- Tanburî Mustafa Çavuş'un otuz altı eseri.
5- Tanburî Ali Efendi,Hacı Arif Bey ve Şevki Bey'İn eserleri.
6- Solfej kitabı.
7- Bir ömür boyunca bestelediği yedi yüz eserinin ancak yüz altmış beşinin yayınlanmasını uygun bulmuştur. Eserlerinin tamamı Türkiyat Enstitüsü'ne devredilmiştir. Bu eserlerin başlıcaları: 13 Peşrev, 2 Durak, 43 Saz Semaisi, 10 Oyun Havası, 13 Beste, 4 Ağır Semai, 9 Yürük Semai, 3 Marş, 67 Şarkı, 1 Operetten (Lâle Devri) ibarettir. Operetinin ilk temsili Şehzadebaşı'ndaki Ferah tiyatrosunda yapılmıştır.

Makam Form Eserin Adı Usul
  Marş Bir fedai milletiz merd oğluyuz Osmanlı'yız 
Acem Şarkı Bir görüşte çeşm–ı mestinle esir ettin beni Devr–i Hindi
Araban–Kürdi Şarkı Senin hüsnün zalam–ı leyl içinde mah–ı enve Curcuna
Bayati Şarkı Enisim yok bi–mecalim Düyek
Bayati Beste Bin cefa görsem ey sanem senden Berefşan
Bayati Araban Şarkı Muhtefi zann ile her levha–i dilberde seni Aksak
Bayati Araban Şarkı Gül bir daha yine ruhum güllerle bezensin Yürük Semai
Hüseyni Beste Aldanma aşkın ey dil–i zar ibtidaına 
Hüseyni Beste Cana beni aşkınla ferzane eden sensin Lenk Fahte
Kürdilihicazkâr Şarkı   Curcuna
Kürdilihicazkâr Şarkı Birlikte bir akşam yine mey nuş edelim gel Yürük Semai
Muhayyer–Bûselik Beste Cana beni aşkınla ferzane eden sensin 
Muhayyer Kürdi Şarkı Dinliyorduk başbaşa dalgaların sesini Curcuna
Nühüft Şarkı Düşündüğün nedir öyle Curcuna
Suz–i Dil Beste Turra–ı şeb–reng–ı dilber hab–gahımdır beni Hafif
Şedd–i Araban Durak Be–hey bülbül nedir feryad Durak Evferi
Şerefnümâ Beste   
Şerefnümâ Beste   Hafif
Şerefnümâ Yürük Semai Aram edemem yare nigah eylemedikçe Yürük Semai
Şerefnümâ Şarkı Gördüm seni sevdim güzelim gonca–ı tersin Sofyan
Şerefnümâ Ağır Semai Her ne dem bir buse etsem iltimas Aksak Semai
Tahir Şarkı Hani aşkın deme maziyi bırak dinletme Aksak
Uşşak Şarkı Çok takılmam unutma gel Aksak
Uzzal Beste Baktıkça hüsn–u anına hayran olur aşıkların Lenk Fahte
Bayati Oyun Havası Bayati Oyun Havası Aksak
Bayati Oyun Havası Bayati Oyun Havası Aksak
Bayati Saz Semai Bayati Saz Semaisi Aksak Semai
Bayati Saz Semai Bayati Saz Semaisi Aksak Semai
Bayati Peşrev Bayati Peşrev Devr–i Kebir
Bayati–Buselik Peşrev Bayati–Buselik Peşrev Devr–i Kebir
Ferahfeza Peşrev Ferahfeza Peşrev Devr–i Hindi
Gerdaniye Saz Semai Gerdaniye Saz Semaisi Aksak Semai
Gerdaniye Peşrev Gerdaniye Peşrev Berefşan
Gerdaniye Peşrev Gerdaniye Peşrev Devr–i Revan
Hicaz Oyun Havası Hicaz Oyun Havası Curcuna
Hicaz Oyun Havası Hicaz Oyun Havası Raks Aksağı
Hicaz–Aşîran Saz Semai Hicaz–Aşiran Saz Semaisi Aksak Semai
Hicazkar Saz Semai Hicazkar Saz Semaisi Aksak Semai
Mahur Saz Semai Mahur Saz Semaisi Aksak Semai
Muhayyer Oyun Havası Muhayyer Oyun Havası Aksak
Nikriz Oyun Havası Nikriz Oyun Havası Aksak
Nişaburek Saz Semai Nişaburek Saz Semaisi Aksak Semai
Rahatfeza Hava Rahatfeza Hava Curcuna
Rahatfeza Peşrev Rahatfeza Peşrev Devr–i Kebir
Ruhnevaz Saz Semai Ruhnevaz Saz Semaisi Aksak Semai
Suz–i Dil Saz Semai Suz–i Dil Saz Semaisi Aksak Semai
Suz–i Dil Peşrev Suz–i Dil Peşrev Sofyan
Suzinak Saz Semai Suzinak Saz Semaisi Aksak Semai
Suzinak Saz Semai Suzinak Saz Semaisi Aksak Semai
Suzinak Peşrev Suzinak Peşrev Devr–i Kebir
Suzinak Oyun Havası Suzinak Oyun Havası Firenkçin
Şerefnümâ Peşrev Şerefnüma Peşrev 
Şerefnümâ Saz Semai Şerefnüma Saz Semaisi Aksak Semai
Uşşak Saz Semai Uşşak Saz Semaisi Aksak Semai
Yegâh Peşrev Yegah Peşrev Devr–i Kebir

Musıkîmize özellikle müzikoloji alanında yapmış olduğu hizmetlerden dolayı bu değerli insanı saygıyla ve rahmetle anıyoruz.

Aralık-Ocak-Şubat 2006-2007 tarihli SD 1'inci sayıda yayımlanmıştır.

7 KASIM 2009
Bu yazı 3946 kez okundu

Etiketler



Sayı içeriğine ait yorum bulunamamıştır. Yorum yazabilmek için üye girişi yapınız

  • SON SAYI
  • KARİKATÜR
  • SÖYLEŞİ
  • Şehir hastaneleri hakkında düşünceniz nedir?