Köşe Yazıları

  • Yazı Büyüklüğü A(-) A(+)
  • Paylaş

İzmir Maarif Koleji, Ankara Fen Lisesi ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra aynı üniversitede Halk Sağlığı ihtisası yaptı. Zorunlu hizmetini Kocaeli Sağlık Müdürlüğü’nde tamamladı. 1988 yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalına geçti ve aynı yıl Halk Sağlığı doçenti, 1994 yılında da profesörü oldu. Bir süre Dünya Sağlık Örgütü’nce Ankara’da oluşturulan Sağlık Politikaları Proje Ofisinin Direktörlüğünü yaptıktan sonra 1995 yılında Marmara Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi’ni kurmak üzere Dekan olarak görevlendirildi. Dekanlık görevini 2006 yılına kadar sürdüren ve 2008 yılında Yeditepe Üniversitesine geçen Hayran, Yeditepe Üniversitesi’nde Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yaptı. Hayran, halen Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi olarak görevini sürdürmektedir.

Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Geleceğin sağlık hizmetleri

Demografik, bilimsel ve teknolojik gelişmeler sağlık anlayışımızı ve sağlık hizmetlerinden beklentilerimizi ciddi şekilde değiştireceğe benzemektedir.

Tüm toplumlardaki demografik dönüşüm verileri, doğurganlığın azaldığını, doğumda yaşam beklentisinin uzadığını ve toplumların hızla yaşlanmakta olduğunu göstermektedir. Toplumların yaşlanması, yani yaşlı nüfusun artması demek, kronik sağlık sorunu olan kişi sayısının artması demektir. Çeşitli istatistik ve araştırma sonuçları, yaşlılık sınırı kabul edilen 65 yaş üzerindeki her beş kişiden dördünde bir sağlık sorunu, bunların da en az yarısında iki ve daha fazla sağlık sorunu bulunduğunu göstermektedir. (1, 2) Bu veriler dikkate alındığında, tüm toplumlardaki hastalık yükünün hızla artmakta olduğu anlaşılmaktadır. İleri yaş gruplarındaki sağlık sorunlarının büyük bir bölümü, daha erken yaşlarda olduğu gibi ilaç ya da cerrahi tedavi ile kısa sürede geçecek sorunlar değil, uzun süre bakım gerektiren; hastanelerde tedavi edilmek yerine evde, günlük yaşam içerisinde izlenmeyi gerektiren sorunlardır. Tüm bunların anlamı ise daha çok ve daha farklı sağlık hizmeti ihtiyacı demektir.

Tıp bilgileri izlenemeyecek bir hızla artmakta ve değişmektedir. Sadece PubMed veri tabanı tarafından 2014 yılında indekslenen yayınlanmış tıbbi makale sayısı 750 000’in üzerindedir.(3) Bilgilerin yarılanma ömrü birkaç yıla kadar inmiştir. Yani, yeni mezun bir hekim okulda öğrendiklerinin tümünü aklında tutsa bile kısa bir süre sonra bu bilgilerin önemli bir kısmı geçerliliğini yitirmektedir. O nedenle yeni çalışmaların ve yayınların sürekli izlenmesi, bilgilerin güncellenmesi bir zorunluluk haline gelmektedir. Öte yandan bir hekimin kendi uzmanlık alanındaki yeni yayınları düzenli olarak izlemeye kalkması neredeyse imkânsızdır. Örneğin, bir saptamaya göre birinci basamak hekimlikle ilgili her ay yeni yayınlanan makale sayısının 7287 olduğu ve bir hekimin sadece bunları okumak için ayda 628 saat zaman ayırması gerektiği hesaplanmıştır. (4) Birbiriyle çelişkili olan yayınların tartışılmasına ayrılacak zaman da buna dâhil değildir. Bilgi artışı, bir yandan yeni uzmanlık, yan dal uzmanlığı ve yeni mesleklerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamakta, bir yandan da yapılan işlerin daha çok tartışılabilir, sorgulanabilir hale gelmesine neden olmaktadır.

Genetik teknoloji, nano teknoloji, robotik cerrahi, teletıp gibi alanlardaki gelişmeler, bilişim teknolojilerindeki hızlı gelişmelerle birleşince tıbbın şekil değiştirmeye başladığı, sağlık ve hastalık konularına bakışın, sağlık hizmetlerinden beklentilerin farklılaştığı görülmektedir. Damarlar içerisinde gezinen nanorobotlar ile uzaktan cerrahi işlemleri mümkün kılan tele-robotların kullanımı çoktan başlamış, genetik teknoloji ise epey bir zamandır hayal sınırlarımızı zorlamaktadır. Hekim ile hasta arasına giderek daha çok sayıda araç-gereç, cihaz ve teknoloji girmektedir. Eskiden sanat kabul edilen ve “dokunuş” ile özetlenen hekimlik mesleği neredeyse teknik bir meslek haline dönüşme riski ile karşı karşıyadır. Bilişim teknolojileri sayesinde tıp bilgileri artık hekimlerin tekelinde değil, tüm insanların kullanımına açılmış vaziyettedir. Bilgiye ulaşım çok kolaylaşmış, pek çok mesleğin bilgi tekelinden kaynaklanan gücü hızla aşınmaya başlamıştır. Hekimlik bu mesleklerin başında yer almaktadır. Hastalar hekime gelmeden önce sağlıklarına ilişkin bilgileri araştırabilmekte, olası tanı ve tedavi seçenekleri konusunda bir görüşe sahip olabilmekte, hekimlerden otoriter yaklaşım yerine danışmanlık beklemektedirler. Hasta güvenliği, hasta hakları konularının önemi her geçen gün daha çok artmaktadır. Genetik teknoloji sayesinde doku mühendisliği, yedek organ imali, insan kopyalama gibi kısa bir süre öncesine kadar bilim kurgu romanlarına konu olan uygulamalar yapılabilir hale gelmiştir. DNA analizimizi kendi başımıza kısa sürede yapabilmemize olanak sağlayacak el laboratuvarlarına makul bir fiyatla sahip olma zamanı gelmek üzeredir.

İnternetin yaygınlaşması, nesnelerin interneti (IoT) ve her şeyin interneti (IoE) kavramlarının ortaya çıkmış olması, yakın bir gelecekte her şeyin sanal olarak birbirine bağlanması anlamına gelmektedir. 2014 yılı sonunda tüm dünyada 3,9 milyar akıllı cihazın birbirine bağlı olduğu, bu sayının 2020 yılında 25 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Halen var olan 1,5 trilyon bağlanabilir cihazın %99,5’i henüz devre dışıdır (5) ve bunların da bağlanması halinde hayat çok değişecektir.
Akıllı cihazlar kanalıyla her gün sürekli olarak üretilen veri miktarı akıl almaz boyutlardadır. Big data adı verilen bu veri havuzu, bağlantıların artışıyla birlikte geometrik hızla artmaya devam edecek ve analizi sayesinde pek çok bilinmezi ortaya çıkarılmasına, pek çok sağlık olayının yakından izlenmesine imkan sağlayacaktır. Daha şimdiden tüketicilerin kredi kartlarındaki market harcamalarının, internet sitelerinden yapılan sağlıkla ilgili aramaların, giyilebilir digital fitness cihazları ile yaşam fonksiyonlarının analizi yapılabilmekte ve toplumun genel sağlığı, bireylerin olası sağlık riskleri konusunda bilgi edinilebilmektedir.

Prototipleri piyasaya sürülmüş olan akıllı kontakt lensler şimdilik glokom ve diyabet hastalarının izleminde kullanılmakla birlikte, yakın bir gelecekte gözyaşından ve göz küresinden yapacakları analiz sonuçlarını bilgi merkezlerine ileterek pek çok sağlık sorununun çözümüne katkı sağlama yolundadır. Tele-tıp hizmetleri ile kendilerine mikroçip takılan yaşlıların çeşitli sağlık sorunları açısından ev ortamlarında izlenmesi çoktan yerleşmiş bir uygulamadır. Yutulabilir kamera ve sensörler, elektronik dövmeler, yaşadığımız mekânlara, yataklarımıza, giysilerimize, evimizin duvarlarına yerleştirilmiş sensorların birbiri ile bağlantılı olması sayesinde sağlık durumumuz düzenli olarak izlemek mümkün hale gelecek, hastane ve laboratuvar kuyruklarında bekleme çilesi sona erecektir. Yeni teknolojiler sayesinde kişiye özel ilaç ve tedaviler düzenlenmeye başlanacağından, hem daha etkin tedavi imkânları ortaya çıkacak hem de şu anda evlerde kullanılmamış, miadı dolmuş ilaçlardan kaynaklanan milyarlarca liralık ekonomik kayıpların önüne geçilmiş olacaktır. Nesnelerin interneti, tedaviye ihtiyacı olanları, verilen tedavilere uymayanları, ilaçlarını almayanları anında uyaracak sağlık hizmetlerinin etkinliği artacaktır.

Bugün var olan hastane anlayışımız ve sistemlerinin neredeyse tamamı akut hastalıklara göre düzenlenmiştir. Kronik sağlık sorunlarının yaygınlaşması, tedavi kadar bakım ve yaşam kalitesinin de önem kazanması ile birlikte hastane anlayışı da değişmek zorundadır. Yeni gelişen teknolojiler bu değişim için gerekli ortamı hazırlamaktadır. Sanal visitlerin yaygınlaşması, tele-konsültasyon uygulamaları ve duvarlar ötesi hastane anlayışı giderek yaygınlaşmaktadır. Sadece Kanada ve ABD’de 2014 yılında gerçekleşen sanal visit sayısı 75 milyonun üzerinde olup bunun yakın bir gelecekte yılda 300 milyona ulaşacağı beklenmektedir. (6) Sanal visitlerin hem hastalar hem de hizmet sunucular için çok sayıda avantajının olduğunu gösteren çalışmalar vardır. Bu hizmet türüne başlangıçta karşı olan Amerikan Tabipler Birliği de inadını bırakmıştır. (7)

Tüm bu bilimsel ve teknolojik gelişmeler, zamansız ölümleri engelleyerek doğumda yaşam beklentisini arttıracağından; yaşlı nüfusun daha da artması ve toplumların daha çok yaşlanması söz konusudur. Ancak ölümsüzlük, henüz bilim kurgu film ve romanlarının konusu olduğundan her insan er geç ölecektir. Yaşamları uzadığı halde günlük hayatlarını başkalarına ve gelişmiş teknolojilere bağımlı şekilde, çoklu sağlık sorunları ile mücadele ederek sürdürmek zorunda kalacak olanlar için ölümlerin nerede ve nasıl olacağı, en uygun ölüm koşulları, son dönem sağlık hizmetlerinin kapsamı ve sunum biçimi gibi konular önümüzdeki dönemin önemli tartışma konuları olmaya adaydır.

Kaynaklar

1) Wolf J, Starfield B, Anderson G. Prevalence, expenditures, and complications of multiple chronic conditions in the elderly. Archives of Internal Medicine, 2002;162:2269-2276.

2) Fu D, Ding Y, McGowan P, Fu H. Qualitative evaluation of Chronic Disease Self Management Program (CDSMP) in Shanghai. Patient Education and Counseling 2006;61:389-396.

3) United States National Library of Medicine. Detailed indexing statistics: 1965–2014. U.S. National Library of Medicine; 2015. www.nlm.nih.gov/bsd/index_stats_comp.html (erişim: 02/07/ 2015)

4) Alper , B.S. , Hand , J.A. , Elliott , S.G. et al. How much effort is needed to keep up with the literature relevant for primary care? Journal of the Medical Librarians Association, 2004;92:429–37.

5) Raconteur. Internet of Things. raconteur.net # 326, 28/06/ 2015.

6) eVisits: the 21st century housecall. 2014. http://www2.deloitte.com/content/dam/Deloitte/global/Documents/Technology-Media-Telecommunications/gx-tmt-2014prediction-evisits.pdf (Erişim Tarihi: 02.07.2015)

7) Andrew N. Wilner. Telemedicine: The Doctor Is Online, but at What Cost? Medscape. Jan 12, 2015.

Bu yazı 1715 kez okundu

Yorum yazabilmek için üye girişi yapınız

  • SON SAYI
  • KARİKATÜR
  • SÖYLEŞİ
  • Şehir hastaneleri hakkında düşünceniz nedir?