Dergi

  • Yazı Büyüklüğü A(-) A(+)
  • Paylaş
Prof. Dr. Muzaffer Şeker

1961 yılında İzmir’de doğdu. 1986’da Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden mezun oldu. 1995 yılında İngiltere’de Leicester Üniversitesi’nde insan anatomisi üzerine doktora derecesi aldı. 2000 yılında doçent, 2006’da profesör oldu. Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Tıp Eğitimi ve Bilişimi Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yapan Şeker, 2008- 2010 yılları arasında İstanbul Medipol Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyetinde de görev aldı. 2002 yılından beri Türk Anatomi ve Klinik Anatomi Derneği ile Temel Tıp Bilimleri Platformunda görev yapan Şeker, aynı zamanda TUBA üyesidir. Halen Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi’nin kurucu rektörü olan Dr. Şeker, evlidir ve üç çocuk babasıdır.

Dış ilişkilerimizde “yumuşak güç” olarak STK’ların sağlık hizmeti ve Konya örneği

 “Bu topraklara biz sevgiden başka bir şey ekmedik”

Hz. Mevlana

OECD verileri, sağlığa yapılan yatırımlar ve vatandaş memnuniyet anketlerinin sonuçları; ülkemizde son yıllarda sağlıkta dönüşüm programı çerçevesinde vatandaşlarımızın sağlık hizmetinden yararlanmada uluslararası standartların üzerine çıktığını göstermektedir. Ülke içindeki bu olumlu gelişmelerin bir etkisi de; ülkemizde faaliyet gösteren resmi ve yarı resmi kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşlarının (STK) dünyanın birçok ülkesindeki mağdurlara yönelik sosyal sorumluluk projeleri geliştirmeleri olmuştur. Bu çalışmaları ile ülkemizin hayırseverlerinin emanetlerini kendilerinin organizasyon güçleri ile birleştiren bu STK’lar, dünyadaki mazlumlar için gerekli acil alanlarda sürdürülebilir, kalıcı yardım programlarını hayata geçirmektedirler. Dünyadaki insanlarla karşılıksız dayanışma örnekleri sergileyen STK’ların, atalarının izinde tarihi köklerinden aldıkları güçle Allah rızası için karşılıksız bir şekilde yardıma koştuklarına şahit oluyoruz. Ülkemizin çok farklı bölgelerinde ve dünyanın dört bir köşesinde farklı kesimlerce sessiz sedasız yürütülen destansı çabalardan zaman zaman haberdar oluyoruz.

17 Ağustos Depremi: Devlet sisteminin çöküşü ve STK’ların sahne alışı

Kurtuluş Savaşı mücadelesinden sonra içine kapanan Anadolu’muzun, kendi dertleri ile uğraşırken küllenen ve Bosna Savaşı ile yeniden canlanan örgütlü dayanışma kültürü, özellikle 17 Ağustos depreminde STK’ların büyük çabaları ile güçlenmiştir. Toplumumuz, büyük felaketlerde kenetlenerek STK’ların en büyük yardımcısı olmuştur. Konya’da da STK’ların faaliyetleri başlangıçta belediyelerle işbirliği içinde yürütülmeye başlanmış, şimdilerde ise her biri bağımsız bir şekilde büyük organizasyonlar olarak çalışmalarını sürdürmektedirler. Bu süreçte şehrin entelektüellerinin (ya da eşrafının) rehberliğinde, sanayii ve ticari dinamiklerinin destekleri ile irili ufaklı faaliyetler icra edilmektedir. Bu faaliyetlerin bazıları Konya merkezli, bazıları ise ülke çapında faaliyet gösteren STK’larca yürütülmektedir. Mesnevi’den aldıkları feyz ile Selçuklu başkenti Konya’da faaliyet gösteren irili ufaklı dernek, vakıf ve topluluktan bazıları; Yeryüzü Doktorları, SADAV, RİDA, Dost Eli, İHH, Deniz Feneri, Kimse Yok Mu, Mehir Vakfı, Cansuyu, Ribat ve Hastalara Yardım Vakfı’dır. Bu STK’lar, gönüllülerinden aldıkları desteklerle, birbirleriyle dayanışma ve kaynak paylaşımı içinde özverili çabalarını yürütmektedirler. Bu STK’larda kimi insanımız biriktirdikleri tasarrufları ile kimi insanımız ise nitelikli insan gücü olarak zamanlarını vakfederek vakıf kültürümüzü yaşatmaktadır. Bayramlarını ya da resmi izinlerini başka ülkelerde geçiren doktorlar, akademisyenler, hemşireler, asistanlar ve öğrenciler; bu destanın başkahramanları olarak saygıyı hak ediyorlar. Sağlık sorunlarının teşhis ve tedavilerinin yerinde çözümü için, heyetler halinde Asya ve Afrika’daki tehlikeli bölgelere kendilerini riske ederek fedakârca gitmekteler. Bu hizmetler bazen de; koruyucu hekimlik adına hijyen ve sağlıklı beslenme için gerekli olan altyapıyı oluşturmak üzere su kuyuları açmak, gıda yardımlarında bulunmak, ilaç kampanyaları düzenlemek, dispanser ya da hastane inşaatlarını üstlenmek şeklinde yürütülmektedir. Gene sağlık eğitimi faaliyeti yürütmekte, olanakları olmayan ülkelerin insan gücünün sağlık alanında nitelik kazanması için burslar verilerek bu çocukların ülkemizde okuması sağlanmaktadır.

Bu faaliyetlerde yer alan gönüllülerle sohbet ettiğinizde, insanlığa karşı önemli bir sorumluluğu yerine getirmenin huzurunu ve mutluluğunu yüzlerindeki tebessümden okuyor, her birinden mütevazı anlatımlarına karşın destansı insan hikâyeleri dinliyorsunuz. Bu hikâyeler, Afrika’nın ya da Asya’nın derinliklerinde edindikleri menfaatsiz dostlukların hikâyeleridir. Daha da önemlisi birçok tehlike atlatmalarına karşın yine de çekinmeden ve tatlı bir heves içinde ilk fırsatta bir kez daha aynı sosyal sorumluluk programlarına seve seve katılmak istediklerini duyuyorsunuz.

Beslenme bozukluklarının tedavisinden kronikleşmiş sağlık sorunlarının cerrahi yöntemlerle giderilmesine kadar şifa dağıtmaya gayret eden gönüllü sağlık elemanlarımız, aynı zamanda depremlerde, sel felaketlerinde, açlık ile mücadelede ve savaş mağdurlarının oluşturduğu kamplara yönelik çalışmalarda çok yönlü bir hizmet alanındaki boşluğu doldurmaya çaba gösteriyorlar.

Bu tür sosyal sorumluluk projeleri, ülkemizin dünya ülkeleri arasında itibarını artırdığı gibi geleceğe yönelik ülkemizin bu bölgelerle siyasi ve ekonomik anlamda sağlam temelli köprüler oluşturmasını da temin etmektedir. Ülkemizin sosyoekonomik nüfuz alanı genişlemektedir. Bu durum, sadece ticari ilişkilere yansımamakta, aynı zamanda kültürel alanlarda ve eğitim alanında karşılıklı evlilikler ile yeni kurulan yuvalar sonucu kalıcı bir etkileşime dönüşmektedir. Ülkemizin sahici dostlarının sayısı artmaktadır. Emperyal düşüncelerle yıllarca sömürülmüş toplumlar, insanımızın karşılıksız ve içten duygularla yaptığı çalışmalar karşısında takdirlerini ortaya koymaktalar.

Bu yardım faaliyetlerinin içinde olan gönüllüler ise, bu çalışmaların insanlığa yapılmış en iyi yatırım olduğunu bilmekteler. İnsanların en hayırlısı insanlara güzel hizmetleri ile hayrı dokunanlardır.” müjdesi ile hareket eden bu STK’lara destek olmak ve sahip çıkmak bizim için de bir insanlık görevidir. Öte yandan ülkemizin geleceğine uluslararası alanda oluşturulacak bir stratejik yatırım olarak düşünüldüğünde, bu çalışmalara destek olmak bizler için bir vatandaşlık görevidir.

Mart-Nisan-Mayıs 2013 tarihli Sağlık Düşüncesi ve Tıp Kültürü Dergisi, 26. sayı, s: 32-33’den alıntılanmıştır.

20 AĞUSTOS 2014
Bu yazı 1811 kez okundu

Etiketler



Sayı içeriğine ait yorum bulunamamıştır. Yorum yazabilmek için üye girişi yapınız

  • SON SAYI
  • KARİKATÜR
  • SÖYLEŞİ
  • Şehir hastaneleri hakkında düşünceniz nedir?