Dergi

  • Yazı Büyüklüğü A(-) A(+)
  • Paylaş
SD

SD 14, Editörden

“Temyiz hekimleri” ve güven sorunu

Sağlık hizmetinde kalite ve kantite olarak arz talep dengesinin belirlenmesinde de, bilinen piyasa koşulları geçerlidir. En iyi sağlık tesisinden veya en iyi hekimden en kolay ve en iyi şartlarda hizmet almak… Muayenehane hekimliği üzerinden kamu hastanelerinde bu şekilde danışıklı dövüşlü kolay hizmet almanın yolu tam gün yasası ile kapanmıştır. Terazinin bir ucunda sistemi sağlıksız kullanan ve kayırmacılığa çanak tutan hekimler, diğer ucunda da muayene hekimlerinden böyle haksız bir beklenti içinde olan ve parası ile ön safta yer tutmaya çalışan yani haksızlığa prim veren veya vermek zorunda kalan bir kısım hastalar bulunmaktadır. Yumurta tavuk meselesi… Hakkına razı olamamanın altında, “Başkaları da hakkına razı olmuyor. O halde ben de olmamalıyım. En azından hakkımı kaybetmeyeyim.” endişesi yatmakta; bu da yanlış yapmaya sevk etmektedir. İşbilirlik, kayırmacılık,   hemşehricilik ve de herhangi bir aidiyeti kollama adına yapılan bu tür samimi yanlışlıklar giderek bir toplumsal adet haline gelmiştir. Toplumun sosyal genlerine nüfuz eden bu adetler sağlıkta da en rahatsız edici bir şekilde geçmişten günümüze devam etmektedir.

Bu adetleri biraz incelediğimizde karşımıza güven sorunu çıkmaktadır. Söz konusu sağlık olduğunda güvensizlik hekimde de hastada da karşılıklı olarak bulunmaktadır. Hekim bilgisine güvenememekte, biraz da hasta hakları hukukunun kuşatması ile defansif tıbbı uygulamakta. Yani tanı atlamamak için her türlü tanı metodunu gereksiz ve fazladan kullanma ve her semptoma bir tedavi uygulama vs… Pergelin diğer ucundaki hasta ise kime nasıl güveneceğini bilememekte, yanlışlıklar denizine bir kılavuz kaptan yani bir aracı bularak yelken açmaktadır.

Doğu toplumlarının geleneksel özelliklerinden biri de herhangi bir iş yapmaya kalktığında işin erbabını, en iyisini bulma arayışı içinde olmalarıdır. Bunu yaparken aracıyı şart görür. İyiye ulaşma gayreti, esasta doğru fakat usulde yanlış olarak uygulanmaktadır. “Adamını bulma”,  o işe ve işi yapana ulaşma gayretindeki yanlışlığın altında iki taraflı güven sorunu yatmaktadır. Bulunduğu topluma, onun kurumlarına, kişilerine güvensizlik, aracısız iş yapamama…

Sadi Şirazi, “İnsan bir damla kan, binlerce endişe’’ sözüyle insanı ve endişelerini ne güzel anlatıyor. Sağlığı bozulan veya sağlıkla ilgili bir takım problemleri olan insanların kafasında her zaman için güven sorunu vardır. Acaba sağlık kurumu olarak doğru yerde miyim? Bana konulan tanı ve tedavi doğru mu? Sonuçlarımı bir başka hekime veya sağlık kurumuna test ettirmeli miyim? Herkesin sosyoekonomik düzeyine göre aramaya başladığı aracılar çok geçmeden bulunur. Çoğunlukla akraba, komşu, arkadaş, bazen bürokrat ve de siyasiler… Durumu müsait olanlar için ise en sonunda yurt dışında referans merkezler, hastaneler vs… Sonuç; aynı işin defalarca tekrarlanması, sağlık sisteminin gereksiz kullanılmasıdır. Tüm bunlar “iyi niyetli gayretler” olduğu için de herkes halinden memnundur.

Aslında hastaya konulan tanı doğrudur, tedavi yerindedir. Fakat hasta, tanı ve tedaviyi test ettirmek için sağlık sistemini yeniden kullanır. İkinci kez ve de gereksiz olarak kullanılan sağlık sistemi kendine göre bir piyasa oluşturmuştur. Kendiliğinden hakem haline gelen bu “ikincil sağlık sistemi”ndeki aktörler referans hekim olarak bilinirler. “Referans” veya “temyiz hekimleri” olarak adlandırabileceğimiz bu hekimler muayenehane hekimleri, özel ve kamu hastanelerindeki kendini kabul ettirmiş hekimlerdir. “Temyiz hekimleri”, yatan, yatacak ya da ameliyat olacak, muayene olacak hastalar için son müracaat hekimi olarak da bilinirler.

Tüm bu nedenlerle mevcut sistem, sosyoekonomik düzeyi farklı, beklentileri farklı olan bazı hastalar için hatır ve hatırlı kişiler üzerinden ilerleyecek gibi görünüyor. Bu nedenle hastayı ilk gören hekime veya sağlık tesisine güven verecek bir sağlık sisteminin temelleri üzerine düşünmenin zamanı gelmiştir. Sisteme olan güvensizliğin nedenlerini inceleyerek daha saygın, daha güvenli bir mesleğin inşası için kurumsal olarak nelerin yapılabileceği ortaya konulmalıdır.

Hekimlik, bilim yanında sanat ve davranış yönüyle de kendine özgü dinamikleri olan bir bilge meslektir. Hekimlerin kendi prestijlerini artırmanın yollarını mutlaka bulmaları gerekmektedir. Hekim, gerektiğinde mesleki jestler yapmaktan kaçınmamalıdır. Hekim, uygulamak zorunda kaldığı defansif tıbbı bırakmalı; kanıta dayalı tıbbın gereklerini mutlaka yerine getirmeli ve deontolojiyi dikkate almalıdır. Hekim; kabul edilmiş tıp ve kendi uzmanlık alanı dışına çıkmamalı, bunu etik bir sorun olarak görmelidir. Bunun için sağlık otoriteleri hekimin kafasındaki güven sorununu aşacak hizmet içi eğitim, mezuniyet sonrası eğitim gibi aktiviteleri sürekli güncellemelidir. Ayrıca hekim uygulamalarındaki sınırları belirlemeli ve kontrol etmelidirler. Artık büyük bir rant kapısı haline gelen bazı sağlık sorunları (örneğin zayıflama rantı) konusunda ehil olmayan (doktor dahi olmayan) veya belirli bir uzmanlık alanı olmayan hekimlerin hastaları istismar etmesine kesinlikle izin vermemelidirler.

Bir bilge mesleğe sahip olan hekimler, hastalarla olan ilişkilerinde ayrı bir insaf-irfan damarını daima açlık tutarak hareket etmeli ve daima güven vermelidirler.

* Mart-Nisan-Mayıs 2010 tarihli SD Dergi 14. sayıdan alıntılanmıştır.

14 TEMMUZ 2010
Bu yazı 1884 kez okundu

Etiketler



Sayı içeriğine ait yorum bulunamamıştır. Yorum yazabilmek için üye girişi yapınız

  • SON SAYI
  • KARİKATÜR
  • SÖYLEŞİ
  • Şehir hastaneleri hakkında düşünceniz nedir?