Dergi

  • Yazı Büyüklüğü A(-) A(+)
  • Paylaş
Ardan Zentürk

Bilim dünyası: “Dünya sanılanın aksine ısınmıyor, soğuyor!..”

İklimi insan değil güneş değiştiriyor...

Dünyamızda yaşanılan hızlı iklim değişikliğinin perde arkasında insanoğlunun yarattığı “sera etkisinin” yattığı Birleşmiş Milletler raporuna bile yansıdı ama, başta Müslüman asıllı Rus bilim adamı Habibullah Abdülsametov olmak üzere pek çok bilim adamı bu yargının çok yanlış  olduğunu savunuyor...

Prof. Dr. Habibullah Abdülsametov: “Bizim hesaplamamıza göre dünya, esas ısı düşüşlerini 2012-2015 yılları arasında hissetmeye başlayacaktır. Güneş enerjisindeki düşüşün en alt seviyeye düştüğü yılın 2040 yıl olmasını bununda 2055-2060 yılları arasındaki dondurucu döneme yol açacağını hesaplıyoruz. Bu Küçük Buzul Çağı’nın 50 yıl sürmesi beklenmektedir.”

Prof. Dr. Habibullah Abdülsametov...

Dünya, onu, önde gelen bir Rus bilim adamı olarak tanıyor. Rusya’nın Müslüman topluluğunun yetiştirdiği, söyledikleri ve yayınladığı raporlar ile genel inançların aksini savunabilme ve savunduklarını da ispatlama yeteneğine sahip  bir bilim adamı...

St.Petersburg’daki Pulkovo Gözlemevi’nin başındaki isim...

Yayınladığı son raporunda, dünyadaki hızlı iklim değişikliklerini, insanoğlunun özellikle son 50 yılda atmosferde yarattığı kirli gaz sorununa dayandıran Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası Panel’in bu raporunun tehlikeli ölçüde yanlış  olduğunu savundu.

Prof.Dr. Abdülsametov’a göre, yaşamakta olduğumuz hızlı iklim değişikliklerinin nedeni, insanlığın sanayileşmesi, bu sanayileşme sonucu atmosfere dağılan gazların yarattığı sera etkisi değil, asıl neden her zaman olduğu gibi güneş!..

Sözü bu noktada Prof.Dr. Abdülsametov’a bırakmakta yarar var: “Dünyadaki ısınmanın güneşteki hareketlenmeden kaynaklandığı görüşü bilimsel verilere dayanmaktadır. Yayınlanan raporlarda sözü edilen yüksek karbondioksit oranı da zaten, dünyanın artan bir şekilde güneş ışınlarını alması ve okyanusun üstlerinde yaşanılan buharlaşmayla çıkan karbondioksitin atmosferdeki oranının artmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü, sera gazı olarak adlandırılan gazlar, ısınma nedeniyle atmosferin yüksek tabakalarına çıktıklarında, yapıları gereği dağılmakta ve sözü edilen sera etkisini yaratabilecek yoğunluktan uzaklaşmaktadırlar. Ayrıca, bu teoride, doğanın olumlu mekanizmaları, mesela ormanların bu gazların önemli bir bölümünü etkisiz hale getirdikleri de gözden kaçırılmaktadır.”

Dünya soğuyor!..

Prof. Dr. Abdülsametov, bilim adamlarının Grönland’ın buzul tabakasında üç kilometrelik delme işlemi gerçekleştirerek örnekler aldıklarını ve bu örneklerden, sadece 200 yıllık olan sanayileşme döneminden çok önce de benzer küresel ısınma dönemlerinin yaşanıldığının, bunun da tamamen güneşe bağlı bir olgu olduğunun anlaşıldığını belirtti. Prof. Dr. Abdülsametov’un açıklamalarının asıl çarpıcı yanı şu:

Günümüzde küresel ısınmadan söz edenler, nedense, tüm okyanusların üst tabakalarında yaşanılan hızlı ısı düşüşlerini görmemektedirler. Çünkü tüm göstergeler, güneşin periyodik olarak yaşadığı tembellik dönemine girdiğini, dünyamızın daha az kuvvette güneş enerjisi aldığını ve küresel ısınma değil, küresel soğuma dönemine girdiğimizi işaret etmektedir. Bizim hesaplamamıza göre dünya, esas ısı düşüşlerini 2012-2015 yılları arasında hissetmeye başlayacaktır. Güneş enerjisindeki düşüşün en alt seviyeye düştüğü yılın 2040 yıl olmasını bununda 2055-2060 yılları arasındaki dondurucu döneme yol açacağını hesaplıyoruz. Bu Küçük Buzul Çağı’nın 50 yıl sürmesi beklenmektedir.”

Küresel anlamda her denilene inanmaya dayalı garip bir kültür gelişti... Biraz ezber bozmakta ve alternatif düşüncelere kulak kabartmakta yarar var. İklim değişikliği gibi bilimsel bir konuda bile...
Son iklim değişikliği 5.200 yıl önce...

Bilim adamları, dünyanın “iklim tarihini” belirlemek için, “el değmemiş” alanlarda çalışmalarını sürdürüyorlar. Bu çalışma alanlarından biri, Grönland’ın kalın buzul tabakası.Bu buzul tabakasının içinden alınan her örnek, bizlere, dünyanın milyonlarca yıl içinde yaşamış olduğu tüm iklim değişikliklerini de aktarıyor.

Bu çerçevede, Rus bilim adamları tarafından Antartika’nın (Güney Kutbu) kalın buzul tabakasının altında 1991 yılında bulunan ve Amerika’nın ünlü Ontario Gölü büyüklüğünde olduğu tespit edilen “buzul altı” gölü olan Vostok Gölü’nde yapılacak çalışmalara büyük önem veriliyor.

Söz konusu göle dönük delme ve gölden su örneği alma çalışmaları, 1998 yılında durdurulmuş insanlığın göle dışarıdan etki yapabilecek tüm unsurları durdurabilecek bir teknolojiye kavuşmasıyla söz edilen çalışmaların başlaması öngörülmüştü. Bu çalışmalar 2006 yılında başladı. Bilim adamları, söz konusu gölün, dünyadaki yaşamın başlangıcına ilişkin tüm şifreleri ve iklim değişikliklerinin tarihçesini taşıdığını,bu nedenle, suyundan örnek alınırken, su havzasına bugünden herhangi bir unsurun karışmaması için bütün önlemlerin alındığını da vurguladılar.
Benzer çalışmaları, Peru’daki And Dağları, Kilimanjaro Dağı, Alp Dağları, Sahra Çölü, İrlanda ve İngiltere’de gerçekleştiren Amerikan Ohio Üniversitesi ve Byrd Kutup Araştırmaları Enstitüsü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Lonnie Thompson, dünyadaki son radikal iklim değişikliğinin güneşteki değişim sonucunda bundan 5.200 yıl önce gerçekleştiğini ve o ana kadar düzenli ısınmış olan dünyanın bir anda kendini buzul çağında bulduğunu açıkladı.

Prof.Dr.Lonnie Thompson’un konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“Bütün bilimsel veriler, dünyanın 5 bin 200 yıl önce ani bir iklim değişikliğiyle soğuduğunu gösteriyor. Sonuçları itibariyle korkunç bir değişim yaşandığı bir gerçektir. Pek çok kültürün ortadan kalktığı, insanlığın beklemediği bir var olma mücadelesine girdiği bir dönemden söz ediyoruz. Hesaplamalarımıza göre dünyadaki toplam insan sayısı o sırada 250 milyon civarındaydı. Şimdi, benzer bir gelişmeyi toplam 6.4 milyarlık nüfusumuz ile göğüsleyebiliriz...”

* Mart-2007 tarihli SD Dergi 2'nci sayıda yayımlanmıştır.

1 EKİM 2007
Bu yazı 5100 kez okundu

Etiketler



Sayı içeriğine ait yorum bulunamamıştır. Yorum yazabilmek için üye girişi yapınız

  • SON SAYI
  • KARİKATÜR
  • SÖYLEŞİ
  • Şehir hastaneleri hakkında düşünceniz nedir?